Arşiv

[Sunuş] Meleksel dokunuşlar isimli kitabından sonra ikinci kitabı yayınlanan Murat Koçak ile yeni kitabı hakkında interaktif de olsa söyleşide bulunduk. Kitabın ismi Belkıs’ın tahtı ve isminden de anlaşılacağı gibi Süleyman a.s. dönemini anlatıyor. Oldukça cesur bulduğum konu seçimi ve yalın anlatım tekniği ile yazarlık yolunda ilerliyor. Sohbetimiz sırasında ilginç yaklaşımlarını öğrenmiş oldum. Söyledikleri konuyla ilgi herkesin dikkatini çekecek ve açıkçası tartışma başlatabilecek cinstendi. Kendisine Sezai Karakoç’un mısralarının* ilham verdiğini söyleyen Koçak, kıssadan hem hisse hem eser çıkarıyor. Deneme türünden sonra roman türünü de denemiş olan yazarımızın diğer çalışmaları da mutfakta imiş.

Öncelikle ilk merak edilen soruyu sormalıyım. Kitabın sunuş kısmında da yer aldığı gibi kitaba ilham olan bir şiirin mısraları… Neden asırlar öncesinin romanı? Nedir Süleyman a.s. kıssasında sizi yazmaya iten sebep?

Birincisi bizim çok köklü ve verimli bir tarihimiz, kültürümüz var;
işlenmeye çok açık bir alan ama maalesef ihmal edilmiş de bir alan.
Peygamberlerin kıssalarını ya da Kuran’da geçen diğer kıssaları roman ve hikaye tarzında okuyucuya sunabiliriz diye düşündüm. Süleyman as dönemini işlememin diğer nedeni de onun çok üstün güçlere sahip biriymiş olarak algılanması, böylece sosyal hayatta bizlere örnek olması gereken bir peygamberin üstün güçleriyle anılmasıdır. Böylece amacından uzaklaştırılmasıdır.

Süleyman a.s. neredeyse hiç işlenmemiş bir konu o yüzden olabilir mi?

Hiç işlenmemiş ya da hep yanlış işlenmiş diyebiliriz.
Açıkca söylemek gerekirse biz müslümanların Kuran’da geçen kıssalara bakış açısı hep İsrailiyat kaynaklıdır
yani yalan yanlış bir repertuarımız var ve bu repertuarla yaklaştığımız kıssalardan kendi beyinlerimizdeki kabulleri anlıyoruz. Kitabımda vermek istediğim temel anlayış tamamen K.Kerim kaynaklıdır.
Ama tarihsel olarak bilinen yer ve kişi isimleri hariç diğerleri ve kurgu tamamen bana aittir
Dediğiniz gibi roman rahatlığı da var. Ayrıca bazen bir romanın yüz tane fikir kitabından daha etkili ve kalıcı olarak bir konuyu işleyebileceğine inanıyorum.

Bu kitapta vermeye çalıştığınız Kuran temelli anlayış nedir peki?

Peygamberlerin de bizler gibi birer beşer olduğu, gayretleri sonucu bazı bilgi ve başarılara ulaştığı, onların doğaüstü güçlerinin olmadığı ve mücadeleyi ön planda tuttukları anlayışı…
Örneğin genel anlayış olarak Hz. Süleyman’ın rüzgara hükmettiğine inanılır. Oysa Rabbimiz “Sen Allah’ın sünnetullahında bir değişiklik bulamazsın” diyor.
Bir kula tabiat olayına hükmetme yetkisini vermez Allah; niye versin ki?

Anladım…Daha önce peygamber kıssalarını edebiyatçılarımız da bu şekilde kaleme almışlardı. Siz de buna benzer bişey yaptınız Süleyman a.s.’ı anlattınız. Sizi en çok tedirgin eden şey neydi?

Nazan Bekiroğlu’nun yazdığı kitabı çok beğenmiştim. Ancak onun kaynağı Kurani değildir. Tamamen edebiyat kaygısıyla yazılmıştır. Aynı serinin kitabı olarak Fatih Okumuş fa Süleyman ile Belkıs’ı yazmıştı ama Kuran’da bilinenle alakası yok. Aşk serisinin bir kitabı.

Benim temel hedefim kıssalar nasıl daha iyi şekilde anlaşılabilir üzerine ve
K.Kerim’in sembolik anlatımlarının eksikliğimiz dolayısıyla yanlış anlaşılmasına dikkat çekmektir.
Örneğin; Sebe’12 de “Süleyman’ın emrine rüzgarı verdik” diyen Rabbimiz
Sad 18′de “Dağları Davut’un emrine verdik” diyor.
İkisi de temel olarak aynı ayetlerdir.
Diyelim ki Süleyman a.s rüzgara hükmediyordu ve oradan oraya estiriyordu dilediği gibi.
Peki Davut as. dağlara nasıl hükmediyordu!?
Oysa ikisinde de temel mantık aynıdır.
Allah rüzgardan ve dağlardan gayretleri sonucu yararlanmayı veriyor onlara.
Dağlardan madenlerini çıkarıp, işlemeyi, araç gereç olarak kullanmayı bahşetmek, emrine vermek oluyor. Dolayısıyla dağlar, rüzgar, topraklar, yağmur, hayvanlar vs. vs. faydalanmayı bildikten sonra bizim de emrimize verilmiş oluyor.

Ben bildiklerimi bulacağımı sandım kitapta ama olmadı sanki. Ne Hüthüt sandığım gibiydi ne de Belkıs’ın bi lahzada tahtı taşındı?

Öyle olsaydı kitabı yazmamında bir mantığı olmazdı bana göre. Ben bunun sembolik anlatımlarda gizli olduğunu düşünüyorum. Allah’ın Sünnetullah’ında bir değişiklik bulamazsın dedim ya, bugün bir kuşla konuşamıyorsak tarihte de hiçbir insan konuşmamıştır, bugün taht uçmuyorsa tarihte de uçmamıştır; mesele bakış açımızdır. Günümüz başbakan olmuş kişiye koltuğa oturdu deriz. koltuk yönetimi, hükümranlığı temsil eder. Mesele Belkıs’ın yanlış hükümdarlığı idi ve gelen taht! bilgisi yönetimiyle ilgili bilgiydi.

Şöyle düşünüyoruz Süleyman as tahtı getirtince (rüzgara hükmeden biri niye başkalarından tahtı getirmesini ister anlamış değilim) Belkıs tahtını görüyor ve iman ediyor öyle değil mi?
Kitaba göre ya da bizim önceki repertuarımıza göre böyle. Çünkü ayette aynen şöyle yazıyor
” Kim Belkıs BOYUN EĞEREK gelmeden önce tahtını bana getirebilir!?” Belkıs zaten boyun eğmiş(peygambere inanmış) geliyor. O dönem şartlarını düşünürseniz kimse inanmadığı birşey yüzünden, aylar sürecek bir yolculuğa üstelik bir kuşun getirdiği mektup peşine düşerek gitmez
ve de ülkesinin yönetimini bırakıp. Siz başka bir ülkeye gitseniz son derece baş döndürücü teknolojik bir olayla karşılaşsanız hemen onların dinine mi dönersiniz? Ayetleri hayatın dışında düşünürsek böyle oluyor işte! Belkıs’ın tahtı görmesi yönetiminin yanlışlığının gösterilmesidir. Gir saraya denmesi ve saraya girmesi… Tamamen ruhi ve imani bir değişimin sembolik olarak anlatımı…Siz böyle birşey yaşadınız mı bilmiyorum ama ben yaşadım. Cahiliyeden Kurani bir hayata dönmek insan üzerinde muazzam etkiler bırakıyor. Önce bir bulanıklık ardından mükemmel bir berraklık…

Kitapta geçen aşk hikayesine gelecek olursak…Neden acılı bir son, talihsizce kızın ölümü?

Kitap konusunda aldığım en büyük sitem Gülnar’ın ölümü oldu. Ama hayat bu işte yarın ne olacağını bilemiyoruz ki…

Hayır yahu kızcağızı neden öldürdünüz?

Belki de hayata tat katan bu… İnanın kitapta en zorlandığım bölümdü. Uzun süre ne yaşatayım mı diye düşündüm ama sonunda böyle oldu. Gerçekten kahraman, yazanın gözünde çok kıymetli hale geliyor. Bana daha zor oldu yani.

Kızın ölümü çok ani oluyor pat diye ölüyor.

Ölümler hep öyle olmaz mı? Önemli olan onun ölümüne üzülebilmek, Hudayban’la birlikte acı çekebilmek, Belkıs’ın imanıyla sevinebilmek…

Genel olarak kitap hakkındaki görüşler ne yönde oldu?

Genel olarak çok olumlu tepkiler aldım hamdolsun. Edebi eser olarak çok beğenildi hatta okuduğum en güzel kitap diyenler bile oldu. Mantığı açısından çok ilginç bulundu.
Hiç böyle düşünmemiştik, çok güzel diyenler olduğu gibi ayetleri kendine göre anlamışsın, kıssayı bozmuşsun diyenler de oldu. Edebi eser açısından “ya bu kitabı boşuna okudum, parama yazık oldu” denmezse benim için iyidir, kafidir. Mantığı içinse zaten herkes nasibinde olanı alır.

Yazarlık mutfağınızda ne gibi çalışmalarınız var?

Şairlere saygısızlık olmazsa şiiri daha ön planda tutuyorum; bir şiir kitabı hazırlıyorum. Bir roman çalışmamız daha mevcut.

Son olarak ayetleri sosyal hayatımıza indirgeyerek, kitabı Rabb’imizin koyduğu yasalara göre okuyup anlamamız gerek diye düşünüyorum. Sembolik anlatımla, gerçek anlatımı birbirinden ayırmamız gerekiyor. “onlar sağırdırlar, dilsizler, kördürler” ayetinden anladığımızı neden “ölüleri diriltmek” ayetinde değiştiriyoruz anlamıyorum. İsa a.s’ın ölüleri dirilttiğini anlıyoruz. Niye? Peygamber olduğu ispatlansın, insanlara imana gelsin diye. Peki Kuran’ın neresinde Allah peygamberlerinden böyle birşey istiyor? Aksine istenen sadece tebliğ “sen onlardan vazgeç Rabb’in kıyamet günü aranızda hükmedecektir” diyor.

*Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak içingörüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin.

Belkıs’ın tahtı, Murat Koçak, 2009, Ve Edebiyat yayınları

28 Jun, 2009

Boots & sand

Yazan: Ayşenur

Yusuf İslam’ın yayınlanan en son klibini az önce DerinSular’da gördüm ben de hemen buraya alayım dedim. Klibin ardından Amerika’da yeniden İslamofobia ve “ötekileştirme” tartışmaları başlamış kimi forumlarda. Yorulduk be kardeşim, usandık yani.

boots and sand

27 Jun, 2009

Hassan b. Sabit (r.a.)

Yazan: Ayşenur

Sunuş: Okulda II. dönem hadis ödevi için araştırdığım sahabenin hayatını arşiv’lemek istedim. Ansiklopedik bilgiler içeren bu yazıyı kendi tasniflendirmem ile sunuyorum; umulur ki istifadeli olur.

HASSAN BİN SABİT (r.a.)

Hz.Peygamber (s.a.v.)’in şairi olarak bilinen sahabi. Kendisi Ensar’dan olup künyesi Ebu Velid’dir. Ebu Abdurrahman ve Ebu Husam da denilmiştir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kendisinin bildirdiğine göre Peygamberimiz’den (s.a.v.) 7-8 yıl önce doğmuştur. Medine’nin yerleşik iki önemli Arap kabilelerinden biri olan Hazrec’in Neccaroğulları kolundandır. Aslı Yemen’dendir. Abdulmuttalip’in annesinin de aynı kola mensup olması hasebiyle Rasulallah’a soy yakınlığı vardır. Şairunnebi, Şairu Rasulallah, Ebu’l-Husam ve Ebu’l-Mudarrib olarak anılmıştır.

Cahiliye Devri’nde Hassan b.Sabit
-Şairliği ve Şiirleri

Hassan b.Sabit müslüman olmadan önce de meşhur şairlerdendi. Şam ve civarında hüküm sürmekte olan Gassani Hükümdarı’nın sarayına mensup idi. Şiirleri ile bu devletin ileri gelenlerini methederdi. Bir yıl Medine’de ertesi yıl bu sarayda kalırdı ve melikler için söylediği kasideler karşılığında bol bahşişler alırdı

Cahiliyye devri şairlerinin bir çokları gibi o da İslam’dan önceki devresinde cinlerden ilham aldığı fikirleri savunmaktadır. Bu şiirler incelendinde bu açığa çıkmaktadır. Cinin ilhamını yukarıdan aşağıya inen bir sese benzetirdi. Kendisine cinin geldiği zamanlarda şiir söylediğini bu ilham olmaksızın şiirlerinin de olmadığını söylerdi.

Hassan b. Sabit Medine’de sürekli çatışma halinde olan Evs- Hazrec olaylarında da Hazrec kabilesini öven ve düşmanları olduğu Evs kabilesini yeren şiirler yazardı. Böylece kendi kabilesine destek olurdu.

İslam’dan önceki dönemde Ukaz panayırında düzenlenen şiir müsabakalarına da katılırdı.
Toparlarsak, özetle, Hassan b. Sabit’in İslam’a girmeden önceki yaklaşık 60 yıllık hayatı şarabı ve şarap meclislerini tasvir etmek, ihsanlarına nail olmak için Gasani ve Hire hükümdarlarını ziyaret edip onları övmek, Evs ve Hazrec arasındaki mücadelelere katılıp kendi kabilesinin asalet, şeref ve kahramanlıklarını dile getirmekle geçti.

Müslüman oluşu ve İslami dönemde Hassan b. Sabit
-Şairliği ve şiirleri

Muhammed (s.a.s.) peygamberliğini açıklayıp, İslam dinine davete başlaması ile Hazrec kabilesi de İslamiyetle şereflenmişti. Bu sırada Medine’ye gelmiş bulunan Hassan b. Sabit de müslüman olmuştu. Müslüman olduğunda 60 yaşında idi.

Müslüman olduktan sonra Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in yanından ayrılmadı. Vefatına kadar şiirlerini Allah ve Resulü için söyledi. Peygamberiniz(s.a.s.)’i metheden çok şiirler söyledi. Ayrıca hicretle birlikte kurulan İslam Devleti’nin ortaya koyduğu yeni dünya görüşü ve değerler sistemi Hassan’ın önüne engin ufuklar açmış, O’na şiirde yeni temalar işlemesine imkan sağlamıştır. Asr-ı Saadette meydana gelen önemli olaylar için bir veya birkaç şiiri mutlaka vardır. Müslümanları çok metheden ve onları cihada teşvik eden şiirler yazdı.

Rasul-u Ekrem ile birlikte müslümanlar, ilk dönemlerden itibaren Kureyşliler’in ve onları destekleyenlerin hem fiili hem de sözlü saldırılarına maruz kalıyorlardı. Bunların bazıları şunlardı: Abdullah b. Ziba’ra, Ebu Sufyan b. Haris, Amr b. As, Dırar b. Hattab. Hicretten sonra da bu saldırılar devam etmekteydi. Bu hicivlere aynı yöntemle karşılık verilmesi gerektiğini düşünen Rasul-u Ekrem, müslümanlardan kendisine bu konuda yardım etmesini istedi. Müslümanlardan Hassan b. Sabit, Ka’b b. Malik ve Abdullah b. Revaha önemli şairlerdendi. Bunlardan Hassan b. Sabit şiirleri en güçlü olandı ve adeta müşrikleri perişan ediyordu.

Hicivlerinde aşırıya gidebilme ihtimaline binaen Peygamber Efendimiz (s.a.s.) onun Ebu Bekr’den onay aldığı hicivlerini söylemesini istedi. Böylece bir ölçü ve denge örneği daha sergilenmiştir. Allah Resulü kendi soyundan-Kureyş- olanları hicvederken kendisini onlardan nasıl ayırarak şiir söyleyeceğini Hassan b. Sabit’e sorduğunda O şu cevabı verdi: “Seni yağdan kıl çeker gibi Kureyş müşriklerinin arasından çekip çıkaracağım.”

Bir defasında kafirlerin yüz karalarını ortaya koyan bir şiirini okuduktan sonra Peygamberimiz (s.a.s.) “Ey Hasan! Müşriklerin, kafirlerin yüz karalarını ortaya koy! Cebrail seninledir. Ashabım silahla harbettikleri gibi sen de dil ile harbet!”buyurdular. Böylece Hassan b. Sabit cihadın en kıymetlilerinden olan söz ve dil ile cihad etmek şerefine nail olanların ilki oldu.

İttifakla kaydedildiğine göre en büyük başarılarından biri hicretin 9. Senesinde Müslümanların ellerindeki esirlerini kurtarmak için Medine’ye gelen Beni-Temimlerinin gösterdiği nezaketsizliğe karşı Hassan b. Sabit’in şiirleriyle meydan okuması olmuştur. Bu heyet müslümanlarla boy ölçüşmek için en meşhur ve yetenekli şair ve hatipleriyle gelmişlerdi. Peygamberimiz’in (s.a.s.) emriyle onların şiirlerine karşılık okuduğu uzun ve mükemmel kasidesi ile düşmanları resmen mağlup etmiş oldu. Müşrik heyetinden Akra b. Habis bu belağat karşısında etkilendi ve kelime-i şehadet getirerek müslüman oldu. O müslüman olunca heyettekiler de müslüman oldu. Bu hadise üzerine kaynaklarda geçen bilgiye göre Rasul-u Ekrem, Mescid-i Nebevi’de Hassan b. Sabit için bir minber yaptırmıştır.

Peygamberimiz (s.a.s.) “Muhakkak ki, Allahu Teala Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda, Hassan’ı Ruhul Kudüs(Cebrail) ile takviye etmektedir” demiştir. Hassan b. Sabit bu destek ve güç ile her zaman düşmanları hezimete uğratan müslümanları da şevklendiren şiirleri ile İslam’a hizmet etmiştir.


Şairliği dışında kişiliği için bazı bilgiler şu şekilde aktarılmıştır:

*Rasul-u Ekrem bazı savaşlara çıkarken hanımlarını Hassan’ın Beyraha malikesine bırakırdı ve ona ganimetlerden de pay ayırırdı.

*Savaşlara katılmaması hasebiyle hakkında kötü düşünceler yayılmış ve cesaretinden kuşku duyulmuştur. Ancak son dönem yapılan araştırmalara göre savaşlara katılmamasının sebebi korkaklık değil, ileri derecede yaşlı, hasta ve bir elinin hayat damarının kesik olması şeklinde açıklanmaktadır. Hatta bazı kaynaklarda kimi savaşlara bizzat katıldığı da aktarılmıştır. (Zehebi II, 518)
Bu konuda İsabe’de geçen bir bilgi şöyle aktarılmaktadır:

“İbni İshak Megazisi’nde dedi ki: Yahya bin İbade bin Abdullah bin Zübeyr ve o da babasından rivayetle bana bildirdi ki: Safiye binti Abdulmuttalip ve Hassan bin Sabit kıssasını nakleder. Bu rivayete göre sahabenin erkeklerinden kimseler yokken bölgeye gelen Yahudiler şehri basınca Safiye Hasan’a der ki: “ Yahudiler köyü bastı, içimizde erkek sen varsın. bir şeyler yap.” Hassan bin Sabit bu dönem oldukça yaşlıdır ve genelde gazvelere katılmadığı rivayet edilir. Safiye Hasan’dan Yahudileri öldürmesini ister. O da buna güç yetiremeyeceğini söyler. Bunun üzerine Safiye gider ve Yahudi’yi öldürür. Tekrar saklandıkları yere girerek Hasan’a der ki: “ Erkek olduğu için onu soyamadım, git ve onu soy! (ÜStündei kıymetli şeyleri al) Ancak Hasan bin Sabit buna pek yanaşmaz ve “ dünya malını ne yapayım” tarzı bir şey söyler.”

* Peygamber Efendimiz’den (s.a.s.) bizzat kendisi hadis rivayet etmiştir. Meşhur hadis külliyatlarında bu hadisleri geçmektedir.

*İfk hadisesinde ismi Hz.Aişe’ye iftira atanlar arasında geçmektedir.

Hassan b. Sabit’in cahiliyye ve İslami dönem şiirlerinin mukayesesi:

Bazı edebiyatçılar, Hassan’ın Cahiliyye devride söylediği şiirlerin İslami dönemdeki şiirlerine nispetle daha güçlü olduğu kanaatindedir. Şu fark belirgindir:

1- ‘İslam yalanı meneder; halbuki şiiri yalan güzelleştirir.”sözünce İslam’ın ahlaki öğretileri gereği şiirde gayri ahlaki özellikler elenmiştir. Bu da şiirin değerini düşürdüğünü görüşünü doğurmuştur.

2- Başka şairlerle kıyas edilemeyecek derecede çok sayıda şirin uydurulup Hasan b. Sabit’e isnat edildiği söylenmektedir.

3- İslami dönemde söylediği şiirlerinin çoğunu herhangi bir hadisenin vukuu anında irticalen söylediği ve o sıralarda yaşının çok ilerlemiş olduğu da diğer bir etkendir.

4- Cahiliyye döneminde daha çok hiciv, methiye ve gazel türlerinde örnek şiirleri olan Hassan b. Sabit İslamiyet’e girmesiyle ayet ve hadislerden ilhamla da şiirler yazmıştır. Kuran ve Hadislerin Arap Edebiyatı’na etkilerinin en iyi örnekleri bu şiirlerde görülmektedir.


İfk Hadisesi ile Münasebeti:

Peygamberimiz’in (s.a.s.) zevcesi Hz. Aişe’nin öznesi olduğu ifk hadisesinde Hassan b. Sabit ‘in iftira yayanların arasında isminin geçtiği aktarılmaktadır. Neticede Hz. Aişe’nin suçsuzluğu vahiy yoluyla tespit edilince bazı rivayetlere göre Hassan b. Sabit’e kırbaç cezası verilmiştir. Bu rivayetin yanlış olduğunu söyleyenler varsa da Hassan, Hz. Aişe hakkındaki bir kasidesinde onun iffetindi dile getirerek kendisinden özür dilemektedir. Hz. Aişe ile olan daha sonraki münasebetlerinden hayatının sonuna kadar onun teveccühüne mazhar olduğu anlaşılmaktadır.

Hassan b. Sabit’in vefatı:

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) vefatı ile üzülen ve şiirlerindeki eski canlılığı kaybeden Hassan b. Sabit münzevi bir hayat yaşamıştır.120 yaşında vefat ettiği rivayet edilmektedir. Hz. Ömer zamanında gözlerini kaybetti. Hz. Ebubekir’in hilafına karşı çıkanları hicveden şiirleri yazdı. Bundan sonraki şiirleri en çok Hz. Osman döneminde meydana gelen olaylara ilişkindir.Hz.Ali’nin hilafetini kabul etmeyenler arasındadır. Kaynaklara göre Muaviye döneminde ölmüştür.

Hassan b. Sabit’in şiirleri ilk defa Basra mektebine mensup Arap dilcisi Muhammed b. Habib tarafından bir divan halinde toplanmış, ondan Sükkeri bu ikisinden de diğer müellifler rivayet etmişlerdir. İbn Habib’in düzenlediği divanın bilinen en eski nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde mevcut olup, birincisinin istinsah tarihi 419 diğerininki 482’dir.

Hassan b. Sabit’in hayatı ve şiirleri hakkında Muhammed Tahir Derviş , İhsan en-Nas, Rebia Ebu Fazıl, İsa Yusuf, Muhammed İbrahim Cum’a ve Muhammed Ali Ebu Hamde tarafından müstakil eserler kaleme alınmıştır.

Hassan b. Sabit’in şiirlerinden bazı örnekler:

İslami devirde Hz.Muhammed (s.a.s.) için söylediği bazı mersiyeler:
“O (Rasulallah Allah’tan sonra tabi olduğumuz bir ziya ve nurdu. Aynı zamanda O, kulağımız ve gözümüzdü.”

“O’nun mezarına gömdükleri ve üzerine toprak attıkları gün Allah keşke kimseyi yaşatmasaydı.”

Rasulallah’ı (s.a.s.) öven diğer bir şiiri:

“Sizden iyisini gözlerim görmedi asla
Sizden güzelini doğurmadı hiçbir ana
Her ayıp ve kusurdan pak yaratıldınız
Sanki dilediğiniz gibi yaratıldınız.”

Uhud Savaşı’nda Hz. Talha için söylediği methiye:

“Talha, Akabe günü Muhammed’e çok zor bir gün için
Herşeyini feda edeceğine söz verdi
Mızraklara karşı iki elini siper yaptı
Kılıç darbeleriyle parmakları kanlar içinde kaldı
O, Muhammed’den başka herkesten ilerideydi
İslamiyet’in değirmenini döndürmek için
Bütün gücüyle çalıştı.
Ta ki İslamiyet yücelip yeryüzüne hükümdar oldu

KAYNAKLAR:

-Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
-Milli Eğitim Bakanlığı İslam Ansiklopedisi
-İslam Alimleri Ansiklopedisi / Türkiye Gazetesi
-Hayatüssahabe / Yusuf Kandehlevi
- Rehber Ansiklopedisi / Türkiye Gazetesi
-Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi- sayı:2-sayfa:407-414
-El-İsabe

23 Jun, 2009

Google’un Farsça’ya rağbeti

Yazan: Ayşenur

İran’da seçim sonrası yaşananlar iletişim alanıında bazı yeniliklere neden oluyor. Küreselleşen dünyada devletler arası eski kutuplaşmaların yerini çıkarların aldığını söylemek mümkün. Çok uzun zamandır devletler değil şirketler masa başında.

İran’daki gelişmeler dünya’yı buraya kilitledi neredeyse ancak yeni bir “hizmete” ihtiyaç vardı. O da bilişimi ve iletişimi Farsça üzerinden mümkün kılmak. Google bu anlamda Farsça’ya yönelik bir çalışma başlatmış. İng.-Farsça ve Farsça-İng. çevirilere ağırlık vermişler. İyi de yapmışlar… Devir bunu götürüyor! Uzaklar, çok zamandır yakın oluyor…

Haber BBC‘den.

Farsça google burada

22 Jun, 2009

Birkaç yazar ve aşka dair dipnot

Yazan: Ayşenur

İstinye’de bir çınarın altında kadim dostum ile çaylarımızı yudumlarken “şair yanılıyor; aşk deyince kalem elden düşmez ki!” deyivermişti. Belli ki aşktan dolayı dili/eli tutulan şairin karşısında, aşk deyince satırlara sığmayan şair de var. “İnsan aşık olunca daha çok kaleme sarılır…” Ne diyebilirdim ki? “Haklısın” demek yerine, “haklılık yönün var” diyerek bir tartışma konusu açmıştım: Aşkın tek tarifi yoktur.

Bugünlerde okuduğum bir kitap, bu konuşmayı canlandırdı zihnimde. Başka bir ağacın altındayız. Sohbet arkadaşım bu kez bir yazar: Ayşe Sevim. Aşkın ne olduğuna dair bir gündemimiz yok. Sayısına yazarın karar verdiği on beş ünlü edebiyatçı isim ile yaşadıkları aşkları okuduk. Hepsi, yazarın karar verdiği sırada aşklarını anlattı. Türk ve Dünya klasiklerinde hatırı saygın bu isimler, yazarın çizdiği dairede aşklarından ve kitapta gördüğüm kadarıyla mutsuzluklarından bahsetti. Aşk tartışması yeniden alevlendi! Yazının devamı »

04 Jun, 2009

Niçin okuyorum?

Yazan: Ayşenur

Niçin okuyorum?

Bu aralar bu soruyla cebelleşiyorum. Çok ağır bir muhasebe imiş, onu farkettim! Okumayı öğrendiğimden beri sürekli okuduğumu biliyorum. Zamanla, okuma alanım genişledi ve çeşitlendi. Bunda hiç kuşkusuz akıp giden hayat ve içindeki algılar ve tecrübeler etkili. Sürekli okurdum; arada okumaktan usanıp yorulduğum olmuyor değildi. Ancak bu süreç çok geçici olurdu. Aşık maşuk diyalektiği!? Gün gelir de ömrümde ilk kez, niçin okuduğumu sorgulayacağımı tahmin etmezdim doğrusu. Şimdi bu muhasebe çemberinde dört dönüyorum. Gerçekten ve tüm samimiyetimle niçin okuduğumu merak ediyorum?
Yazının devamı »

Tags: ,

01 Jun, 2009

Gmail’de theme seçimi

Yazan: Ayşenur

Az önce gmail hesabımın ayarlarını değiştirmekle uğraşırken ayarlar/setting bölümünde yer alan theme kısmına tıklayınca çeşit çeşit tema ile karşılaştım. İçlerinden ajandaya benzeyen bir tema seçtim ve uyguladım. Çok harika oldu gmailimin yeni yüzü. Zaten çok işlevsel olan gmailim bu sayede estetik de oldu… Hani yani benim gibi bu tarz konularda cahil kalmışlar varsa onlar için paylaşayım dedim :]

gmail-all-themes

Tags:

abu-jandal-yemen-fe01-wide-horizontal

Bugün Newsweek‘e göz gezdirirken bu haberi buldum. İngilizcesinden anladığım kadarıyla Yemen’de bir rehabilitasyon merkezi kurulmuş. Söz konusu programda cihad gerekçesiyle silahlı ve şiddetli eylemlerde bulunup, bir şekilde yakalanan ve Yemen’de hapishanelerde yatan  müslümanların psikolojik süreçten geçerek ıslah edilmeleri öngörülüyor. Habere göre bu program olumlu sonuçlar vermiş. Derslere katılan yaklaşık 400 mahkum yaptıklarından pişmanlık duyduklarına ikna olununca serbest bırakılmış.

Soldaki resim Usame bin Ladin’in eski şoförü olan Nassar El-Bahri’ye ait. Bu onun gerçek ismi. Müstear ismi ise Hamoud el-Hitar. Kendisine kabaca öldüren/katil anlamına gelen Ebu Cendel lakabını vermiş. Ayrıca O, Yemen’de faaliyet gösteren rehabilitasyon programımın ilk mezunlarından biri. Sağda da müşterilerini bekleyen silah satıcıları bulunuyor. Fotoğraflar AP’den…

Yazının devamı »

31 May, 2009

Höpürtü-yorum

Yazan: Ayşenur

                                                 kahve1

 

Daha önce bu satırlarda pişirdiğim ilk kahveyi de anlatmıştım. Bu da ilk paint denemem ve ilk kahve çalışması… Hayırlı pazarlar…

30 May, 2009

Samimiyet

Yazan: Ayşenur

Geçen hafta iki arkadaşımla beraber bir dükkanda oturmuş, dondurma siparişi veriyorduk. Elimdeki menüden dondurma çeşitlerine bakıp dururken seçim yapamacağımı anlayınca “klasik” oluversin dedim. Arkadaşım S tercihimi “anlamlı” bulmuştu. Çünkü ben ona göre gelenekçi düşüncesi ağır basan biriydim ve klasik bir tercih yapmam normaldi. Aslında ne çok okuyup, kafa patlattığımı bilir. Bu ayrı,  neye kafa patlattığınızın alt yapısını oluşturan zihniyet farklı tabi ki. “Sen kendini ne kadar modern zannediyorsun?” mealinde bir çıkışta bulundum kendisine. Şimdi düşünüyorum da demek ki modernliği neye göre belirlediğini henüz kestiremediğim arkadaşımın klasik dondurma tercihimi küçümseme olarak gördüğünü sanıp bozulmuşum biraz.  Sonra garsonlardan birinin, bir türlü üç kişinin biri klasik diğeri çeşitli iki dondurma siparişlerini karışrtırmasına dört kişi güldük. Benim de keyfime diyecek yok klasik olunca karıştırma olmazdı çünkü:] kem küm…

Yazının devamı »

İşittik ve itaat ettik!..

Teşekkür...

Beni hiç yalnız bırakmayan yoldaşlarıma/ kitaplarıma...

Dergi

HECE dergisi sayı 149'dan itibaren dosya konusu: EDEBİYATIN ÜÇ VAZGEÇİLMEZİ: I- SUÇ / takip edilmesi gereken bir dergi

Uiportal


  • mnurolcay: bir gün herkes google'cı olacak :)
  • muratk: Çağımızda aşk kadar içi boşaltılan, kirletilen başka bir kelime yoktur, sanırım. Üç ayda bir sevgili(!) değiştirenler bile "aşk yaşı
  • Ayşenur: Bu akşam bahçeye çıktım, çok yorgun olmama rağmen kitap okumak için... Bir yandan bulutları seyredip diğer yandan kitabımı okudum. Okuman
  • Emre: Selamun Aleyküm; Destek olabilsiysem sevindim Ayşenur hanım. Zira ben de yakacağım birazdan bazı şeyleri :D Yalnız değilim biliyorum :D
  • Ayşenur: hg merhaba İlk emir "oku" evet... Bunu bu kadar hafife aldığım için kızdım kendime şimdi... Okuyabiliyor olduğum için
  • Ayşenur: Emre Bey merhaba, aleykum selam. Ne güzel söylemişsiniz, bu varolan dünyada, bizi kuşatan ve tehdit eden onca şeye bir duru
  • hg: İlk emir; yaz, dinle, işit, konuş değil, ikradır/oku'dur. İnsan öğrenmek için okur; Allah "yeryüzünde bir halife yaratacağım" dediği

Kısaca

Bütünü parçalara ayırdım, parçalar bütünle uyumlu olsun istedim. İsmi ne olsun dedim; bu bütünlüğe ARŞİV ismini verdim.. Yakıştı da bence, hem hiç olmadığım kadar düzenli olmayı çağrıştırıyor hem korunmayı hak edecek kadar önemli duruyor. Arşiv odalarının katı kuralları yok burada, rahatınıza bakın..

Arşiv

 

July 2009
M T W T F S S
« Jun    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Görünüm

Bu site (ve başka pekçok site), en iyi, Mozilla Firefox tarayıcıda görüntülenir. Explorer kullanarak kendinize eziyet etmeyin, Firefox'u buradan indirin ve bir dakika içinde kurun!