[Sunuş] Meleksel dokunuşlar isimli kitabından sonra ikinci kitabı yayınlanan Murat Koçak ile yeni kitabı hakkında interaktif de olsa söyleşide bulunduk. Kitabın ismi Belkıs’ın tahtı ve isminden de anlaşılacağı gibi Süleyman a.s. dönemini anlatıyor. Oldukça cesur bulduğum konu seçimi ve yalın anlatım tekniği ile yazarlık yolunda ilerliyor. Sohbetimiz sırasında ilginç yaklaşımlarını öğrenmiş oldum. Söyledikleri konuyla ilgi herkesin dikkatini çekecek ve açıkçası tartışma başlatabilecek cinstendi. Kendisine Sezai Karakoç’un mısralarının* ilham verdiğini söyleyen Koçak, kıssadan hem hisse hem eser çıkarıyor. Deneme türünden sonra roman türünü de denemiş olan yazarımızın diğer çalışmaları da mutfakta imiş.
Öncelikle ilk merak edilen soruyu sormalıyım. Kitabın sunuş kısmında da yer aldığı gibi kitaba ilham olan bir şiirin mısraları… Neden asırlar öncesinin romanı? Nedir Süleyman a.s. kıssasında sizi yazmaya iten sebep?
Birincisi bizim çok köklü ve verimli bir tarihimiz, kültürümüz var;
işlenmeye çok açık bir alan ama maalesef ihmal edilmiş de bir alan.
Peygamberlerin kıssalarını ya da Kuran’da geçen diğer kıssaları roman ve hikaye tarzında okuyucuya sunabiliriz diye düşündüm. Süleyman as dönemini işlememin diğer nedeni de onun çok üstün güçlere sahip biriymiş olarak algılanması, böylece sosyal hayatta bizlere örnek olması gereken bir peygamberin üstün güçleriyle anılmasıdır. Böylece amacından uzaklaştırılmasıdır.
Süleyman a.s. neredeyse hiç işlenmemiş bir konu o yüzden olabilir mi?
Hiç işlenmemiş ya da hep yanlış işlenmiş diyebiliriz.
Açıkca söylemek gerekirse biz müslümanların Kuran’da geçen kıssalara bakış açısı hep İsrailiyat kaynaklıdır
yani yalan yanlış bir repertuarımız var ve bu repertuarla yaklaştığımız kıssalardan kendi beyinlerimizdeki kabulleri anlıyoruz. Kitabımda vermek istediğim temel anlayış tamamen K.Kerim kaynaklıdır.
Ama tarihsel olarak bilinen yer ve kişi isimleri hariç diğerleri ve kurgu tamamen bana aittir
Dediğiniz gibi roman rahatlığı da var. Ayrıca bazen bir romanın yüz tane fikir kitabından daha etkili ve kalıcı olarak bir konuyu işleyebileceğine inanıyorum.
Bu kitapta vermeye çalıştığınız Kuran temelli anlayış nedir peki?
Peygamberlerin de bizler gibi birer beşer olduğu, gayretleri sonucu bazı bilgi ve başarılara ulaştığı, onların doğaüstü güçlerinin olmadığı ve mücadeleyi ön planda tuttukları anlayışı…
Örneğin genel anlayış olarak Hz. Süleyman’ın rüzgara hükmettiğine inanılır. Oysa Rabbimiz “Sen Allah’ın sünnetullahında bir değişiklik bulamazsın” diyor.
Bir kula tabiat olayına hükmetme yetkisini vermez Allah; niye versin ki?
Anladım…Daha önce peygamber kıssalarını edebiyatçılarımız da bu şekilde kaleme almışlardı. Siz de buna benzer bişey yaptınız Süleyman a.s.’ı anlattınız. Sizi en çok tedirgin eden şey neydi?
Nazan Bekiroğlu’nun yazdığı kitabı çok beğenmiştim. Ancak onun kaynağı Kurani değildir. Tamamen edebiyat kaygısıyla yazılmıştır. Aynı serinin kitabı olarak Fatih Okumuş fa Süleyman ile Belkıs’ı yazmıştı ama Kuran’da bilinenle alakası yok. Aşk serisinin bir kitabı.
Benim temel hedefim kıssalar nasıl daha iyi şekilde anlaşılabilir üzerine ve
K.Kerim’in sembolik anlatımlarının eksikliğimiz dolayısıyla yanlış anlaşılmasına dikkat çekmektir.
Örneğin; Sebe’12 de “Süleyman’ın emrine rüzgarı verdik” diyen Rabbimiz
Sad 18′de “Dağları Davut’un emrine verdik” diyor.
İkisi de temel olarak aynı ayetlerdir.
Diyelim ki Süleyman a.s rüzgara hükmediyordu ve oradan oraya estiriyordu dilediği gibi.
Peki Davut as. dağlara nasıl hükmediyordu!?
Oysa ikisinde de temel mantık aynıdır.
Allah rüzgardan ve dağlardan gayretleri sonucu yararlanmayı veriyor onlara.
Dağlardan madenlerini çıkarıp, işlemeyi, araç gereç olarak kullanmayı bahşetmek, emrine vermek oluyor. Dolayısıyla dağlar, rüzgar, topraklar, yağmur, hayvanlar vs. vs. faydalanmayı bildikten sonra bizim de emrimize verilmiş oluyor.
Ben bildiklerimi bulacağımı sandım kitapta ama olmadı sanki. Ne Hüthüt sandığım gibiydi ne de Belkıs’ın bi lahzada tahtı taşındı?
Öyle olsaydı kitabı yazmamında bir mantığı olmazdı bana göre. Ben bunun sembolik anlatımlarda gizli olduğunu düşünüyorum. Allah’ın Sünnetullah’ında bir değişiklik bulamazsın dedim ya, bugün bir kuşla konuşamıyorsak tarihte de hiçbir insan konuşmamıştır, bugün taht uçmuyorsa tarihte de uçmamıştır; mesele bakış açımızdır. Günümüz başbakan olmuş kişiye koltuğa oturdu deriz. koltuk yönetimi, hükümranlığı temsil eder. Mesele Belkıs’ın yanlış hükümdarlığı idi ve gelen taht! bilgisi yönetimiyle ilgili bilgiydi.
Şöyle düşünüyoruz Süleyman as tahtı getirtince (rüzgara hükmeden biri niye başkalarından tahtı getirmesini ister anlamış değilim) Belkıs tahtını görüyor ve iman ediyor öyle değil mi?
Kitaba göre ya da bizim önceki repertuarımıza göre böyle. Çünkü ayette aynen şöyle yazıyor
” Kim Belkıs BOYUN EĞEREK gelmeden önce tahtını bana getirebilir!?” Belkıs zaten boyun eğmiş(peygambere inanmış) geliyor. O dönem şartlarını düşünürseniz kimse inanmadığı birşey yüzünden, aylar sürecek bir yolculuğa üstelik bir kuşun getirdiği mektup peşine düşerek gitmez
ve de ülkesinin yönetimini bırakıp. Siz başka bir ülkeye gitseniz son derece baş döndürücü teknolojik bir olayla karşılaşsanız hemen onların dinine mi dönersiniz? Ayetleri hayatın dışında düşünürsek böyle oluyor işte! Belkıs’ın tahtı görmesi yönetiminin yanlışlığının gösterilmesidir. Gir saraya denmesi ve saraya girmesi… Tamamen ruhi ve imani bir değişimin sembolik olarak anlatımı…Siz böyle birşey yaşadınız mı bilmiyorum ama ben yaşadım. Cahiliyeden Kurani bir hayata dönmek insan üzerinde muazzam etkiler bırakıyor. Önce bir bulanıklık ardından mükemmel bir berraklık…
Kitapta geçen aşk hikayesine gelecek olursak…Neden acılı bir son, talihsizce kızın ölümü?
Kitap konusunda aldığım en büyük sitem Gülnar’ın ölümü oldu. Ama hayat bu işte yarın ne olacağını bilemiyoruz ki…
Hayır yahu kızcağızı neden öldürdünüz?
Belki de hayata tat katan bu… İnanın kitapta en zorlandığım bölümdü. Uzun süre ne yaşatayım mı diye düşündüm ama sonunda böyle oldu. Gerçekten kahraman, yazanın gözünde çok kıymetli hale geliyor. Bana daha zor oldu yani.
Kızın ölümü çok ani oluyor pat diye ölüyor.
Ölümler hep öyle olmaz mı? Önemli olan onun ölümüne üzülebilmek, Hudayban’la birlikte acı çekebilmek, Belkıs’ın imanıyla sevinebilmek…
Genel olarak kitap hakkındaki görüşler ne yönde oldu?
Genel olarak çok olumlu tepkiler aldım hamdolsun. Edebi eser olarak çok beğenildi hatta okuduğum en güzel kitap diyenler bile oldu. Mantığı açısından çok ilginç bulundu.
Hiç böyle düşünmemiştik, çok güzel diyenler olduğu gibi ayetleri kendine göre anlamışsın, kıssayı bozmuşsun diyenler de oldu. Edebi eser açısından “ya bu kitabı boşuna okudum, parama yazık oldu” denmezse benim için iyidir, kafidir. Mantığı içinse zaten herkes nasibinde olanı alır.
Yazarlık mutfağınızda ne gibi çalışmalarınız var?
Şairlere saygısızlık olmazsa şiiri daha ön planda tutuyorum; bir şiir kitabı hazırlıyorum. Bir roman çalışmamız daha mevcut.
Son olarak ayetleri sosyal hayatımıza indirgeyerek, kitabı Rabb’imizin koyduğu yasalara göre okuyup anlamamız gerek diye düşünüyorum. Sembolik anlatımla, gerçek anlatımı birbirinden ayırmamız gerekiyor. “onlar sağırdırlar, dilsizler, kördürler” ayetinden anladığımızı neden “ölüleri diriltmek” ayetinde değiştiriyoruz anlamıyorum. İsa a.s’ın ölüleri dirilttiğini anlıyoruz. Niye? Peygamber olduğu ispatlansın, insanlara imana gelsin diye. Peki Kuran’ın neresinde Allah peygamberlerinden böyle birşey istiyor? Aksine istenen sadece tebliğ “sen onlardan vazgeç Rabb’in kıyamet günü aranızda hükmedecektir” diyor.
*Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak içingörüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin.
Belkıs’ın tahtı, Murat Koçak, 2009, Ve Edebiyat yayınları



